bolu satılık daire ve mahşer bilgileri34
bolu satılık daire ve mahşer bilgileri34 bugün sizlere en cok yazılarımızı yazan bolu satılık daire elinde gelen gayreti gösterdi ve bolu satılık daire dediki “Durun!” diye bağırmıştı at suratlı kız aniden. “Kesin şunu yoksa pişman olacaksınız!Jane Fargood dehşet dolu bir sesle haykırmıştı. “Parmağımı üzerinden çekemiyorum!”Biri bir çığlık atmıştı. Nadine aynı anda kendi parmaklarının da tahtaya yapışmış olduğunu hissetmişti. Parmaklarını çekmek için harcadığı güçten dolayı kasları kasılmış, ama çekememişti.“Pekâlâ, şaka bitti,” demişti Rachel ürkmüş bir sesle. “Kim...”
Ve tahta aniden yazmaya başlamıştı.Işık hızıyla hareket ediyor, kollarını, yüzlerindeki korku ve çaresizlik dolu ifade olmasa komik sayılabilecek bir şekilde aniden ileri, geri, yana çekiyordu. Nadine daha sonra kollarının bir egzersiz aletine bağlanmış gibi olduğunu düşünecekti. Daha önceki mesajlar, yedi yaşındaki bir çocuğun eseriymiş gibi titrek harflerle yazılmıştı. Bu harfler ise iri ve güç-lüydü. Beyaz sayfayı hızla dolduran büyük, belirgin harflerdi. Hem insafsız, hem serttiler.
nadine, nadine, nadine, diye yazmıştı hızla hareket eden tahta. NADİNE BENİM OLSUN AŞKIM OLSUN BENİM NAD1NEİM BENİM KRALİÇEM OLSUN EĞER SEN EĞER SEN EĞER SEN SAFSAN EĞER SEN TEMİZSEN EĞER SEN EĞER SEN ÖLÜYSEN BENİM İÇİN ÖLÜYSEN SEN
Cadı tahtası hızla bir daire çizerek aşağıdan tekrar başlamıştı.
DİĞERLERİYLE BİRLİKTE ÖLÜSÜN DİĞERLERİYLE BİRLİKTE ÖLÜM KİTABINDASIN DİĞERLERİYLE BİRLİKTE ÖLECEKSİN EĞER EĞER DEĞİLSEN
Durmuştu. Titreşmişti. Nadine bittiğini düşünmüş -ummuştu, ah hem de nasıl- ama tahta sayfanın başına geçerek tekrar yazmaya başlamıştı. Jane umutsuzca çığlık atmıştı. Diğer kızların yüzü dehşet ve hayretle kül gibi olmuştu.
DÜNYA DÜNYA YAKINDA DÜNYA ÖLECEK VE BİZ BİZ BİZ NA-DINE BEN BEN BEN BİZ BİZ BİZ
Kelimeler artık kâğıdın üzerinden çığlık atar gibiydi:
ÖLÜLER EVİNDEYİZ NADİNE
Son sözcük kâğıda ulur gibi kazınmış, ardından cadı tahtası haykırışa benzer kopkoyu bir çizgi bırakarak yere uçmuş ve ikiye ayrılmıştı.
Kimsenin kıpırdamadığı, şok dolu bir sessizlik olmuş vej good birdenbire gözyaşlarına boğularak deli gibi ağlamaya takhane annesi neler olup bittiğine bakmak için geldikten sonr*^'
odalarına dağılmıştı. Jane Fargood revire haber verilmek üzereyi;
dini bir nebze toparlamıştı. ■
Rachel Simms tüm bu süre boyunca yatağının üzerinde soig,^^ yüzle, sessizce oturmuştu. Yatakhane annesi ve at suratlı kızın
olduğu çoğunluk odadan çıktıktan sonra tuhaf bir sesle Nadine’eson
“Kimdi o, Nadine?”
“Bilmiyorum,” diye dürüstçe yanıtlamıştı Nadine. Hiçbir fikri En azından o zaman öyleydi.
“Elyazısı tanıdık değil miydi?”
“Hayır.”
“Eh, en iyisi öteki taraftan... veya her neresiyse oradan gelen mesai al ve odana git.”
“Kalıp oturmamı sen istedin!” diye parlamıştı Nadine. “Böyle.,,|)p le bir şeyin olacağını nereden bilebilirdim? Kabalık etmemek adınaia^: etmiştim. Tanrı aşkına!”
Rachel buna itiraz etmemiş, hatta özür dilemişti. Ama Nadiıei daha hiç onunla uzun süre aynı mekânda kalamamıştı. Oysa RackLol 1un ilk üç döneminde kendini yakın hissettiği birkaç kızdan biriydi, Nadine o günden sonra bir daha bir cadı tahtasına dokunraaın|ı Ama artık... kaçınılmaz an gelmişti, değil mi?
Evet, gelmişti.
Kalbi şiddetle çarparak piknik masasının bankına oturdu ve parn iarını cadı tahtasının üç kenarından ikisine hafifçe bastırdı. Tahtanına da titreşmeye başladığını hissetti ve aklına bir arabanın sakince çal motoru geldi. Ama şoför kimdi? O gerçekten kimdi? Kapıyı kim açıp ri girecek ve güneş yanığı tenli ellerini direksiyona koyacaktı? Kimid boy çizmeli ayakları gaz pedalına basacak ve onu... nereye götiirecei Bizi nereye götürüyorsunuz §oför hey?
Artık yardım ümidi olmayan ve yardım edilebilecek noktayı geçmiş olan Nadine günün kapkaranlık ilk saatlerinde FlaggstaffDı^-yamacında, sınırda olduğunu son derece güçlü bir şekilde hi.s.secüp'
Mahşer
dikleştirerek gözleri, iri iri açılmış halde oturdu. Gözlerini doğuya çevirdi, ama onun varlığını arkasında, ölü bir kadının ayaklarına bağlanan ağırlıklar gibi hissediyordu. Flagg’in karanlık varlığı düzenli, karşı konulmaz dalgalar halinde yayılıyordu.
Kara Adam bir yerlerde uyanıktı ve Nadine bütün karanlık ruhlara yönelik bir büyünün sözlerini dile getiriyormuş gibi konuştu... büyü, aynı zamanda davetti.
“Anlat bana.”
Ve parmaklarının altındaki tahta yazmaya başladı.
54. BOLUM
Özgür Bölge Kalıcı Kurulu Toplantısından Notlar 19 Ağustos 1990
Toplantı, Stu Redman ve Fran Goldsmith’in dairesinde gerçekleşti. Özgür Bölge Kurulu’nun bütün üyeleri oradaydı.
Stu Redman kendi dahil olmak üzere herkesi Kalıcı Kurul’a seçildiği için tebrik etti. Harold Lauder’a bir teşekkür mektubu yazılmasını ve tüm kurul üyelerince imzalanmasını teklif etti. Teklif, oybirliğiyle kabul edildi.
Stu; “Her zamanki işleri bitirdikten sonra Glen Bateman birkaç meseleyi gündeme getirecek. Ne olduklarını ben de sizin gibi bilmiyorum ama içlerinden birinin, bir sonraki halk toplantısı olduğunu tahmin ediyorum. Haklı mıyım Glen?”
Gien; “Sıramı bekleyeceğim.”
Stu; “Bak sen. Yaşlı bir ayyaşla yaşlı ve kel bir profesör arasındaki tek fark, profesörün kafanızı ütülemeden önce sırasını beklemesidir.” Glen; “Bu aydınlatıcı bilgi için teşekkürler Doğu Teksas.”
Fran, Stu ve Glen’in çok eğlendiğini gördüğünü, ama bir an önce sadede gelmek istediğini, çünkü en sevdiği televizyon programının saat
dokuzda başlayacağını soyıeaı. üu yorumu, belki de hakettiğj^^ la kahkahaya yol açtı.
Gündemin ilk önemli maddesi, batıya gönderilecek olan i(ç buydu. Tekrar belirtmek gerekirse kurul, Yargıç Farris, Tomç.ı,^ Dayna Jurgens’e teklif götürmeye karar vermişti. Stu, tekliflerin teren kişilerce yapılmasını önerdi. Yani Larry Undervvood yargıcj.u Ralph Brentner’ın yardımıyla Tom’a; Sue ise Dayna’ya soracaktı, ' Nick, Tom’u bu göreve hazırlamanın birkaç gün süreceğini ce Stu konu açılmışken onları ne zaman göndereceklerini sordu, hepsinin birlikte gönderilmesinin şüphe çekeceğini söyledi. Büyüi;| maile hem yargıcın hem Dayna’nın birden fazla casus göndereceklent, şüpheleneceğini, ama isim bilmedikleri sürece ağızlarından kaçırt yacaklarını sözlerine ekledi. Fran batıda bekleyen adamın-eğerbira^ sa- onlara yapabilecekleri düşünülürse ağızdan kaçırma lafının hafili lacağını söyledi.
Glen: “Yerinde olsam bu kadar karamsar olmazdım Fran. [)ı man’ımızın biraz bile zeki olduğunu varsayarsak, görevlendirdiğimizi, lara işine yarayabilecek hayati bilgiler vermeyeceğimizi bilecektir. İşfe cenin ona pek bir şey kazandırmayacağının bilincinde olacaktır,’'
Fran: “Yani kafalarını okşayacak ve bir daha yapmamalarım®'; yecek, öyle mi? Bana kalırsa sırf zevk aldığı için onlara işkence edei Buna ne diyeceksin?”
Glen: “Sanırım söyleyebileceğim fazla bir şey yok."
Stu: “Karar verildi Frannie. Onları tehlikeli bir göreve göndeıi mizin farkındayız ve bu kararı vermek hiçbirimiz için kolay olmadı
Glen onları şu tarih ve sırayla göndermeyi teklif etti: Yargıçî yirmi altısında, Dayna yirmi yedisinde, Tom yirmi sekizinde gidei hiçbiri diğerinin varlığından haberdar olmayacak ve her biri farklı yoldan gidecekti. Bu şekilde Tom’u göreve hazırlamaya yetecek vaki olurdu.
Nick, Tom’un dönüş vaktinin hipnoz yöntemiyle telkin edilecl ama diğerlerine kendilerine en uygun zamanda dönmelerinin söyk® gerektiğini belirtti. Dönüş vakitlerini belirlemelerinde hava koşnil da çok etkisi olacaktı. Ekimin ilk haftası dağlarda yoğun kar yağh'^
Mahşer
lirdi. Nick batıda üç haftadan fazla kalmamalarının önerilmesi gerektiğini düşündüğünü söyledi.
Fran kar erken bastırdığı takdirde dağ yolunu kullanmak yerine güneyden dolaşabileceklerini söyledi, ama Larry, Sangre de Cristo’nun önlerine çıkacağını ve ancak Meksika üzerinden gelebileceklerini söyleyerek itiraz etti. Öyle olursa yüzlerini bahardan önce göremezlerdi.
Larry koşullar göz önüne alındığında yargıcın daha erken gönderilmesinin mantıklı olacağını söyledi ve 21 Ağustos’ta, yani iki gün sonra yola çıkmasını teklif etti.
Böylece keşif grubu... ya da casuslar konusu kapanmış oldu.
Sonra Glen’e söz verildi. Dediklerini teyp kaydından bire bir aktarıyorum;
Glen: “25 Ağustos’ta bir başka halk toplantısı yapılmasını teklif ediyorum. O toplantıda görüşülmesini önereceğim birkaç mesele var.
Sizi şaşırtabilecek bir şeyi belirterek başlamak istiyorum. Özgür Bölge’de altı yüz kadar kişi olduğunu varsayıyoruz, Ralph sağ olsun gelen büyük gruplanıl kaydını titizlikle yaptı ve toplam nüfusu tahmin ederken bu rakamlardan yararlandık. Ama her gün birer ikişer gelen insanlar da oldu. Bu şekilde günde ortalama on kişinin geldiğini kabul edebiliriz. Bugün Leo Rockway ile Chautauqua Salonu’na gidip sandalyeleri saydık. Toplam altı yüz yedi adetti. Bu size ne ifade ediyor?”
Sue Stern toplam nüfusun bu olamayacağını, salonun gerisinde ve koridorlarda ayakta duran pek çok kişinin olduğunu söyledi. Sonra hepimiz Glen’in anlatmaya çalıştığını gördük ve tabiri caizse yıldırım çarpmışa döndük.
Glen: “Kaç kişinin ayakta kaçının oturuyor olduğunu kesin gano excel kahve olarak bilmemiz mümkün değil, ama toplantıya dair anılarım çok taze ve ayakta yüz kişinin olduğunu söylemek fazlasıyla muhafazakâr bir tahmin olur. Yani anlayacağınız. Özgür Bölge’de yedi yüzden fazla insan var. Leo ile elde ettiğimiz bulgular ışığında önümüzdeki toplantıdaki gündem maddelerinden birinin Nüfus Sayım Komitesi olmasını teklif ediyorum.”
Ralph: “Hay Allah! Bu benim kabahatim.”
Glen: “Hayır, değil. Koltuğunun altında pek çok karpuz vardı ve hepsini gayet iyi idare ettiğin konusunda hepimiz hemfikiriz.”
demektir. Ve benim tahminim on iki ila on dört arasında^
GJen: ama günde sadece dört kişi bile gelse bu hafta^^
olduğu. Doğruca bize gelip Boulder’a vardıklarım haber ’ yorsunuz. Abagail Ana da olmayınca vardıktan sonra gideceği ve sayılabileceği bir yer de kalmamış oldu.”
Fran Goldsmith, Glen Bateman’ın Nüfus Sayım Komitesinin25. tos tarihli halk toplantısındaki gündem maddelerinden biri olmasa, deki teklifini destekledi.
Larry: “Bunun işe yarar bir sonucu olacaksa ben de desteiı^ ama...”
Nick: “Ama ne Larry?”
Larry: “Şey... elimizde endişelenecek onca konu varken biiroitn girmenin ne yararı var?”
Fran: “Ben nüfus sayımı için en azından bir geçerli sebepse bilirim.”
Larry: “Neymiş o?”
Fran: “Eh, Glen haklıysa bir sonraki toplantı için daha büyükfe lon ayarlamamız gerekecek. Önceliğimiz bu olmalı. Yirmi beşindesajî sekiz yüzü bulursa Chautauqua Salonu’na sığmamız mümkün değil
Ralph: “Tanrım, ben bunu hiç düşünmemiştim. Bu işiçinyetaî madiğimi size söylemiştim millet.”
Stu: “Rahat ol Ralph. Üstüne düşeni fazlasıyla yapıyorsun.”
Sue: “Peki toplantıyı nerede yapacağız?”
Glen: “Bir dakika, bir dakika. Sırayla gidelim. Ortada oylı bekleyen bir teklif var!”
Nüfus Sayım Komitesi’nin bir sonraki halk toplantısının gi maddelerinden biri olması oybirliğiyle kabul edildi. t
Stu daha sonra toplantının, kapasitesi muhtemelen binin i olan Munzinger Salonu’nda gerçekleştirilmesini teklif etti.bolu satılık daire sundu..
