bolu satılık daire ve mahşer bilgileri78

 bolu satılık daire


bolu satılık daire ve mahşer bilgileri78 sizlere en güzel yazılarını yazan bolu satılık daire diyorki Sonra Glen tekrar söz istedi ve konuşmaya başladı.Glen: “Diğer konulara geçmeden önce nüfus sayımı için bir 1'^ sebep belirtmek istiyorum ve bu, partiye kaç paket cips getirece^p' rar verebilmekten çok daha ciddi bir
Kimlerin geldiğin*^yiz... ama kimlerin ayrıldığını bilmemiz de önemli. Çünkü bence giden var. Belki sadece paranoyadır, ama aşina olduğum bazı yüzlerin artık etrafta olmadığına yemin edebilirim. Her neyse, Chautauqua Salonu’ndan ayrıldıktan sonra Leo ile Charlie Impening’in evine gittik. Bilin bakalım ne bulduk? Ev bomboştu. Charlie eşyalarını toplamış ve sırra kadem basmış.”
Kurul üyelerinden şaşkın ve kısmen küfürlü tepkiler geldi; her ne kadar renkli olsalar da kayıtlara girmelerine gerek yok.
Daha sonra Ralph kimin gittiğini bilmenin bize ne faydası olacağını sordu. Impening gibiler Kara Adam’ın yanma gitmeyi tercih ederse buna, onlardan kurtulmak gözüyle bakmamız gerektiğini söyledi. Kurul üyelerinden birkaçı, Ralph’i alkışladı. Liseli bir genç gibi kızardığını belirtmeden geçemeyeceğim.
Sue; “Hayır, ben Glen’in demek istediğini anlıyorum. Bilgi kaçağı
Ralph: “Ne yapacağız peki? Gitmeye kalkanları hapse mi atacağız?”
Glen: “Kulağa hiç hoş gelmiyor, ama bence bu seçeneğin üzerinde durmamız gerek.”
Fran: “Hayır efendim. Casus göndermeyi midem kaldırabilir. Ama buraya gelip yaptığımız işleri beğenmeyenleri hapse tıkmak? Tanrım. Glen! Bu sivil polislik!”
Glen: “Evet, öyle denebilir. Ama buradaki pozisyonumuz son derece belirsiz. Beni baskıyı savunmaya mecbur konumda bırakıyorsun, bence bu haksızlık. Sence Düşman’ımıza böyle bir bilgi akışına göz yum-malı mıyız?”
Fran: “Yine de bu durum hiç hoşuma gitmiyor. 1950’lerde Joe McCarthy’nin başında Komünizm vardı. Bizim ise Kara Adam’ımız var. Ne harika.”
Glen; “Birinin çok önemli bir bilgiyle buradan ayrılması riskini göze almaya hazır mısın Fran? Mesela Abagail Ana'nın artık yanımızda olmadığı gerçeği?”
Fran: “Bu bilgiyi Charlie Impening’den alabilir. Başka ne gibi önemli bilgimiz var Glen? Daha ne yaptığımızı bile tam olarak bilmiyoruz.”
Glen: “Kaç kişi olduğumuzu bilmesini istiyor musun? Ya teknik sorunlarla nasıl ilgilendiğimizi? Henüz bir doktorumuzun bile olmadığını?”
fikirde olan insanları hapse atma fikrinin tartışılmasının bir 5.' na ertelenmesini teklif etti. Teklif, Glen’in ret oyuna tarafından kabul edildi.
Glen; “Bu meselenin er geç karşınıza çıkacağını bilin, beklediğinizden de çabuk olacak. Charlie Impening’in her şeyi " latacak olması yeterince kötü zaten. Kendi kendinize Impening’i„^^^' bilgilerin teorik bir a' faktörüyle çarpılmasını isteyip istemed,' sormanız gerek. Her neyse, konunun ertelenmesine karar vermişü,,' sorun daha var... kuruldaki pozisyonumuzun süresi belli değil > düşünmüş müydünüz? Görevde altı hafta mı, altı ay mı, altı yılım^ji. ğımız meçhul. Benim önerim görev süresinin bir yıl olması... biryıldı rold’ın deyişiyle başlangıcın sonuna varabiliriz. Bir yıllık görev de toplantıdaki gündem maddelerinden biri olmasını öneriyorum.
“Son bir konuya daha parmak basmak istiyorum. Kasabayı! toplantılarıyla idare etmek sadece bir süre mümkün olacak. Nüfusiiç[f buluncaya kadar mesela. Ama büyüyüp sayımız arttıkça insanlar k aralarında bölünecek ve gruplaşmalar, ihtilaflar olacak. Bence Boulî kış sonunda, en geç baharda bir cumhuriyet haline getirmek içinkaliı faya verip dikkatli bir şekilde düşünmeliyiz.”
Glen’in son teklifi üzerinde gayriresmi fikir alışverişleri o\iu bu toplantıda herhangi bir karara varılmadı. Nick’e söz verildi veo; Ralph’e bir kâğıt uzattı.
Nick; “Bunu ayın on dokuzu sabahı, akşamki toplantıya hazırli rak yazıyorum ve Ralph’ten son madde olarak okumasını isi siz olmak bazen gerçekten çok zor, ama teklif etmek üzere ( bütün olası sonuçlarını düşündüm. Bunun, bir sonraki halk topla® gündem maddelerine dahil edilmesini istiyorum: ‘Özgür Bölgede te Stu Redman’ın getirileceği bir Kanun ve Düzen Bölümü kurmak,'” Stu: “Bu aniden üzerime yüklemek için çok büyük bir sorum'" Nick.”
Glen: “İlginç. Ucu az önce konuştuğumuz meseleye de day^l Bırak sözünü tamamlasın Stu. Daha sonra sen de aklından gfd söylersin.”
Nick: “Kanun ve Düzen Bölümü’nün merkezi, Boulder Adalet Sarayı olacak. Stu’nun otuz kişiyi görevlendirme yetkisi olacak. Otuzdan fazlası için Kalıcı Kurul’da, yetmişten fazlası için ise halk toplantısında çoğunluğun oyu gerekecek. Bir sonraki toplantının gündem maddeleri arasında bunun da olmasını teklif ediyorum. Gerçi biz kabul edip kıçımızı yırtsak da son karar Stu’ya kalıyor.”
Stu: “Doğru!”
Nick: “Kanuna ihtiyaç duyacak kadar büyüdük. Kanun olmazsa iplerin ucu kaçacaktır. Gehringer denen genç Peari Sokağı’nda bir arabayla sürat denemeleri yapıyordu mesela. Sonunda arabayı çarptı ve kazayı bolu satılık daire ucuz atlatarak alnında bir kesikle kurtuldu. Kendini veya bir başkasını canından edebilirdi. Onu gören herkes bu durumun sonunun hiç hayırlı olmayacağını biliyordu. Ama kimse onu durdurmak için bir şey yapamadı, çünkü bunun için gerekli yetkileri yoktu. Bu bir örnek. Bir de Rich Moffat var. Aranızda onu tanıyanlar vardır muhtemelen. Tanımayanlar için açıklamak gerekirse Rich, Boulder’ın tescilli tek alkoliği. Ayıkken fena biri değil ama sarhoşken ne yapacağı hiç belli olmuyor ve günün büyük bölümünde sarhoş. Üç dört gün önce küfelik olup Araphoe’daki bütün vitrin camlarını kırmaya kalktı. Biraz ayılınca onunla bu olayı konuştum ve çok mahcup oldu. Geldiği yönü gösterdi ve, 'Şuraya bak,’ dedi. ‘Şu yaptığıma bak. Kaldırım cam parçalarıyla dolu. Ya bir çocuk yaralanırsa? Tek suçlusu ben olacağım.’
Ralph: “Ona hiç acımıyorum. Kesinlikle sempati duymuyorum.” Fran: “Hadi ama Ralph. Alkolizm bir hastalıktır.”
Ralph; “Kıçımın hastalığı. Bence irade eksikliğinden başka bir şey değil.”
Stu: “İkiniz de çizmeyi aştınız. Biraz .sakin lütfen.”
Ralph; “Kusura bakma Stu. Nick’in yazdıklarını okumaya devam ediyorum.”
Nick: “Uzun lafın kısası, Rich’e bir süpürge buldum ve camların çoğunu temizledi. Oldukça da iyi bir iş çıkardı. Ama neden onu hiç kimsenin engellemeye kalkmadığını sormakta haklıydı. E.ski günlerde olsa içecek bu kadar sert içkiyi hayatta bulamazdı. Rich ayyaşın teki. Ama şimdi raflar içilmeyi bekleyen alkol derecesi yük,sek içkilerle dolu.
indirmiş. Sonunda yoruJup bırakmış. Size bir örnek daha olmayan bir adam, yine ismi lazım olmayan kadınının la birlikte olduğunu öğrenmiş. Sanırım kimden bahsettigj,j)j biliyoruz.”
Sue: “Evet, galiba biliyoruz. Yumruklan meşhur, iri adara" Nick: “Her neyse, söz konusu adam hem kadını hem iliş);j adamı dövmüş. Kimin haklı kimin haksız olduğunun hiçbirjjjj^ önemli olmadığım düşünüyorum...”
Glen: “Orada yanılıyorsun Nick.”
Stu: “Bırak da sözünü bitirsin Glen.”
Glen: “Bırakacağım ama sonra bu konuya dönmek istiyorum,
Stu; “Pekâlâ. Devam et Ralph.”
Ralph: “Tamam. Artık sonuna yaklaşıyorum.”
Nick: “... çünkü burada asıl nokta, söz konusu adamın saldırıvtj, suçları işlemiş olmasına rağmen elini kolunu sallaya sallaya aranıııii laşıyor olması. Üç örnek içerisinde sıradan vatandaşları en çok el lendiren bu. Çok farklı insanların bir araya geldiği, pek çok anlaşı®: ve sürtüşmeye gebe bir toplumuz. Ya bu adam onları dövmek yeriıe rehin dükkânından tabanca alarak ikisini birden vursaydı? 0 ar aramızda elini kolunu sallayarak dolaşan bir katil olacaktı.”
Sue: “Tanrım, Nick, nedir bu? Günün fikri mi?”
Larry; “Evet bunlar kulağa çok çirkin geliyor ama Nick haklıi bir deyiş vardır, galiba ordu kaynaklı, ‘Ters gitme olasılığı olanbiı; muhakkak ters gider.’ ”
Nick: “Stu halihazırda hem topluluk önünde hem kendi arat toplantı başkammız, yani insanlar zaten onu bir otorite simgesieb benimsemiş durumda. Ayrıca bence Stu iyi bir adam.”
Stu: “Nazik sözlerin için teşekkürler Nick. Galiba yük: ayakkabılar giydiğimi fark etmedin. Şaka bir yana, adaylığı kabul ediyorum. Sorumluluğu istemediğim muhakkak,!^ gördüğüm kadarıyla polislerin işi çoğunlukla Rich Moffai üzerlerine istifra etmesi yüzünden üniformalarına bulaşan
niizlemek ya da Gehringer gibi ahmaklan caddelerden çekip almak. Tek gano excel kahve talebim, halk toplantısında gündeme getirdiğimizde bunun için de kurul üyeliğinde olacağı gibi bir yıllık görev süresi belirlenmesi. Ayrıca yıl sonunda görevi bırakmaya niyetli olduğumun anlaşılmasını istiyorum. Bunlar olursa sorun yok.”
Glen: “Bunlara hiçbirimizin itirazının olacağını sanmıyorum. Nick’e bu teklifinden ötürü teşekkür etmek istiyorum. Dâhiyane bir fikir olduğunu düşündüğüm kayıtlara geçsin lütfen. Teklifi destekliyorum.”
Stu: “Pekâlâ. Teklifi oylamaya sunuyorum. Görüş bildirmek isteyen var mı?”
Fran: “Benim bir sorum var. Biri kafanı uçurursa ne olacak?”
Stu: “Öyle bir şey olacağını düşünmü...”
Fran: “Evet düşünmüyorsun. Hiç düşünmüyorsun. Düşündüğünüz her şey yanlışsa Nick, bana ne diyecek? ‘Kusura bakma Fran’ mi? ‘Sevdiğin adamı Adalet Sarayı’nda kafasından vurdular, galiba bir hata yaptık’ mı? Tanrım, bir çocuğum olacak, siz ise Stu’yu Pat Garret yapmaya çalışıyorsunuz!”
Büyük bölümü konuyla ilgisiz, on dakikalık bir tartışma oldu; ardından sadık sekreteriniz bir güzel ağladı ve sonra kontrolünü bir nebze geri kazandı. Stu’nun Özgür Bölge Şerifi olması oylamaya sunuldu ve 6'ya karşı 1 oyla kabul edildi. Fran bu kez oyunu değiştirmedi. Glen toplantıyı bitirmeden önce son bir konuyu belirtmek için söz istedi.
Glen: “Bu da şu an için sadece bir fikir, herhangi bir teklif değil, oylama yapmayacağız, ama bence herkesin üzerinde düşünmesi gerek. Nick’in kanunsuzluğa dair verdiği üçüncü örneğe dönmek istiyorum. Olayı anlattı ve sonunda kimin haklı kimin haksız olduğunun bizi ilgilendirmediğini söyledi. Bence orada yanılıyordu. Bence Stu hayatımda gördüğüm en adil insan. Ama yargı sistemi olmayan bir kanun teşkilatı adil olamaz. Bu sadece kendi fikrini dayatarak düzen kurmaya çalışmak olur. Diyelim ki malum kişi tabancayı aldı ve kadınla adamı öldürdü. Ve vaısayalım Stu şerifimiz olarak adamı yakalayıp hapse tıktı. Sonra ne olacak? Onu içeride ne kadar tutacağız? Kanunen onu kilit altında tutmamamız gerek, en azından geçen gece kabul ettiğimiz anayasaya göre öyle, çünkü orada belirtildiğine göre kişi, kanunen suçluluğu ispatlanmadığı sürece
bolu satılık daire sundu..